Bazen şeytan diyor ki al başını git.
Git vur kendini Fırat’ın derinliklerine...
Erzincan’ın yaylalarında üşü...
Üşümek yetmez kaskatı kesil don mesela
Hiç bir ateş ısıtamazsın bedenini...

Bazen kendi adımı unutuyorum...
Kendi kendime senin adın isyan olsun
diyorum...

Ergana’a klavuzsuz çıkayım mesela...
Bir kaya bulayım altı Erzincan’a uçurum
En isyankar çığlıklar atayım.
Karşı yamaçta yankılansın
Çığlıkların çığ düşürsün
Altında ben kalayım.

Bazen şeytan dürtüyor...
Al başını git, git buralardan
Erzincan yaylasında çoban kavalı ol.
Solmaya yüz tutmuş bir gülü kopar toprağından...
Kulağına tak çiçeği Erzincan’a baksın
Bal arısı görsün çiçekteki özü...
Kavga etsin seninle sen dövül arı balını alsın.

Ne işin var bu köhnemiş şehirde senin
Daha çok arıza vermeden bedenin.
Ambulanslar gelmeden
Kolsuz deli gömlekleri giydirilmeden
Şeytana uy al başını git...


Git ben geldim baba Erzincan de...
O seni evlatlıktan red etsede...
İki Osmanlı tokatı atsada yüzüne
Başını eğ boynunu bük...
Sus pus ol, diz çök önünde...

Refahiye’ye vur deli gönlünü.
Dumanlı ormanlarını ananın saç telleri belle...
Hem tara hemi kokla hemi de ağla...

Ne işin var senin bu şehirde deli...
Git Kemah’a çık üssüz dağlarına...
Yüzünü öptür yeline...
Yüreğini soğut karpuz çatlatan suyuyla...

Otlukbeli’nde cengaver ol
Kansız kinsiz savaşlar et.
Uzun bir sırık al bacaklarının arasına
O sırık atın olsun
Sen “Deh”de, o ardında toz bulutu bıraksın...

Bazen şeytan diyor ki al başını git
Kurda kuşa yem ol Kemaliye’nin taş yolu
uçurumlarında...

Öyle bıkmış öyle usanmışım ki bu şehirden.
Beni Erzincan’dan getiren o burunlu otobüsü arıyorum hâlâ hurdacılardan...

Ben deliyim.
Çocukların “Deli deli Küpeli’siyim.

Ben deliyim.
Bazen İliç’in ayazında yorgun ve yalnız kaldırımlarının misafiriyim.

Bazen ilaçlarımı içmeyi unuturum.
Çayırlı’da yüreğimi bırakırım...

Ben deliyim; çok şeyden anlamam
Doğanın yedi rengini say derler
Ben “Siyah” derim gerisini getiremem...

Bazen şeytan diyor ki al başını git deli divana
Çayırlı’da terk edilmiş evlerin hırsızı ol....
Anıları çal tahta sandıklardan...
Bir tozlu resim bul gömleğine sür temizle...

Sular bulandığında ay buluta girdiğinde
Ben zırdeli olurum...
Kara bir trendir dumanlı başım
Üzümlü’nün istasyonlarında en acı düdükler ottürürüm.
Bir stasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerinde gider gelirim...

Erzincan dediklerinde
Başımı iki elimin arasına alırım...
Toprak bana ben toprağa bakarım.
Güneşim batmaz, dünyam dönmez, ay'ım  dolanaya girmez...

Şeytan hadi yolcu yoluna gerek “Ver elini Erzincan” dediğinde...
Tercan düşer aklıma
Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım.
Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.

Vasiyetim odur ki bir düşünen adam anıtım yapılsın benim Erzincan’a.
Elim çenemde olsun en çok da bana
benzesin...
Nasıl ki her köyün bir delisi var...
Ben de Erzincan’ın delisi olayım.
Ben deliyim; ben büyük şehirlere ait değilim.
Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, etrafı surlarla çevrili bir şehrim, saat on ikiden sonra uyanan caddelerimi bilirim.