Özlemi ile içimizi yakan, yıllarca sloganlar ile haykırışlarımıza mazhar olan Ayasofya Camii meselesi nihayete erince, esen rüzgârla bir nebze ferahladık, şükürler

olsun. Necip Fazıl  merhumun da dedigi gibi "Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddeses artık kahpe rüzgar ne yönden esersen es"sebep olanlardan Allah razı olsun.

 

Malesef içimizde hala burayı müze olarak algılayanlar var. Tarihini bilmeyen mazlumlar.Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi onlar için hiçbir değer ifade etmez. Onlar için turistik tesis olarak iyi bir kazanç kapısıdır o kadar.

 

Yazık. Çok yazık.

 

Müslümanlar için Ayasofya İslâm’ın zirve noktası ve bu zirveden dünyaya hükmedip hakikatin savunuculuğunu yapan bir medeniyetin küfre karşı en büyük zaferlerinden birini temsil eden bir değerdir.

 

Bu değerin hiçbir maddi karşılığı olamaz. Hıristiyan âlemi için kaybedilmiş en büyük kale ve derin bir acıdır. Bir parantez de Sayın  Cumhurbaşkanımıza açmak istiyorum.

 

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, geçtigimiz hafta yaptığı açılışla Yassıada’yı yıllarca hüzünlü şekilde durduğu yaslı ada konumundan çıkarıp Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na dönüştürdü. Türk Milleti’ne 1950 – 1960 yılları arasında, eskiye göre altın bir çağ yaşatan Menderes ve arkadaşlarının ruhunu şad ettik. Sonrasında bir başka mahsun, bir başka mazlum Ayasofya yı açtı.

 

Ne kadar eleştirilerse eleştirilsin. Yiğidin hakkını yiğide vermekte fayda var. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’un Anadolu yakasının mabedsiz görünümünü iki ihtişamlı cami ile değiştirdi. Biri Ataşehir’de yapılan Mimar Sinan Camii’dir. Diğeri Çamlıca Camii… Bu camiler ibadet amaçlı olmanın ötesinde, tıpkı Ayasofya gibi, Süleymaniye, Selimiye ve Sultanahmet gibi milletin gönlünde yükselen, sembolik özelliği olan abidevi eserlerdir.

 

Sırada İsmet İnönü tarafından Yıktırılan Taksim deki Topçu kışlasının yerini Taksim camisinin inşasının tamamlanmasıdır. Bunu açmak Osmanlı’nın azınlıklara terk ettiği Beyoğlu bölgesine yeniden İstan medeniyeti Sancağının dikilmesidir. Allah (cc) Cumhurbaşkanımızdan razı olsun.

Sultan Mehmet,  6 Nisan 1453 tarihinde başlattığı 53 günlük kuşatma sonucunda bin yıllık bir medeniyetin başkenti olan İstanbul’u 29 Mayıs 1453 tarihinde fethetmiş, ilk Cuma namazını 1 Haziran 1453'te kılıç hakkı olarak camiye çevirdiği Ayasofya da  kılmıştı.

 

Namazı, Fatih Sultan Mehmed adına hocası Akşemseddin Hazretleri kıldırmış, hutbeyi de Sultan Mehmed adına okumuştu. Bizans döneminde Ayasofya kubbesinin melekler tarafından taşındığına ve korunduğuna inanılırdı. Dünya tarihinin gördüğü en büyük mimar olan Sinan, Ayasofya’ya yaptığı payandalar ve iki minare ile bu mabedi ölümsüz kılmıştır. Açılışı sonrasındaki sesleri duydunuz sanırım. Dört minareden okunan ezanın İsrail’den ABD’ye, Yunanistan’dan AB’ye yankılanarak dalga dalga yayılması 86 yıllık  bir özlemdi.

Geçmişten bugüne tarih sayfalarını karıştırın, tarihi hafızamızı gözler önüne dökün, hiçbiri ama hiçbiri, Fatih Sultan Mehmed’den başka her hükümdarın, isterse vatana eklediği toprak Fatih’inkinden bin misli fazla olsun, ulvî kemâl ve noksansızlık mânasına, tamam olmaktan uzaktır. Yalnız Fatih’tedir ki, kendi zaman ve mekanına göre, dava hedefini, muhteşem ve muazzam bir tamamlık içinde bulmuştur.

 

İşte bütün bunları sembolize eden, remz katan da cihanın en güzel beldesi İstanbul ve onun kalbi Ayasofyadır. Ayasofyanın açılması  islam aleminin öncüsü Türkiye’nin batıya en net mesajıdır. Mazlumlara bir Umut,  ecdadımıza önemli bir selamdır.

 

Kurban Bayramı öncesi bize bu bayramı yaşatanlara selam olsun. Ömrünü bu davaya harcayanlara selam olsun.

Hepinizin bayramı mübarek olsun.