15 Temmuz 2016 Cuma günü tarihimize kara bir leke olarak geçti. Bu kadarıda olamazdı. Ancak oldu. Milletimizin evlatları hain çıktı ve devletin silahları ile kendi milletinin evlatlarına kıydı. Türkiye de daha öncede bir takım darbeler oldu. Bunların ikisi askeri darbeydi. Ancak kan dökülmedi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini içerisinde bulunduğu durumdan daha iyiye götürmek için yapıldığı amaçlanmıştı. Ya bu sefer ne oldu; çok iğrenç ve ürpertici bir durum, Türk Devletini yıkmaya yönelik bir hareket. Hemde bu devletin ekmeğini yiyen, devletimizin gözbebeği ordumuz içerisine sızmış, general bile olmuş rütbeli hainler. Rüyada görülse inanılacak gibi değil. Hani derler ya namussuzluğun da bir raconu vardır. Bunlarda o da yok. Bunlar eşşeğin karnın altı bile değil.

Darbeyi nasıl önledik; silahlı kuvvetlerimiz içerisinde ki şerefli insanlar, özellikle 1. Ordu Komutanı ve Özel Kuvvetler komutanının karşı duruşu, Sayın Hemşerimiz Başbakanımız Binali Yıldırım’ın kalkışmanın bastırılacağı açıklmasını yapması ve Sayın Devlet Bahçeli ve doğuştan asker olan Türk Milletinin evlatları. Sayın Binali Yıldırım’ın  dik durup bastıralacak diyerek sergilediği kararlı tutum devletimizi ipten aldı. Şapkasını alıp gidenler olsaydı, mazalllah devlet hainlerin eline geçmişti. Bir Erzincanlı’nın Başbakan olmasının ne kadar önemli olduğunu yaşayarak gördük. Erzincanlılar bazıları gibi her türlü garantiyi aldıktan sonra ortaya çıkan sahte kahramanlar değillerdir. Gerçek kahramanlardır. Ankara Belediye Başkanı ertesi gün TV leri dolaşıp öyle yaptım, böyle yaptım diye anlattıklarını herkes duymuştur. Acaba darbe gecesi telefonunu kapatıp, bir gece konduda mı sabahlamıştır.

Normal insan midesinin kabul edemeyeceği bu duruma nasıl gelindi. Bu olaydan ders çıkararak geleceğimizi iyi tahlil etmeliyiz. Demek ki dışardan destek alarak ülke yönetimine gelmek, ve veya dışarıdan destek alanlarla kol kola girerek, devleti yönetmeye çalışmak doğru değilmiş. Türk’ün en büyük özelliği bağımsızlığıdır. Bütün gücü ve kudreti Büyük Atatatürk’ün dediği gibi kendi kanından alır. İçeriyi yönetmek için dışarıyla iş tutarsan, bir gün gelir seni yatağından ederler.  Sayın Başbakanımız hazır görevdeyken kendisinden bir istirhamım var; siyasette ve bürokraside etkin görev alan zatı muhteremlerin Cumhuriyetimizin kurucu değerlerini benimsemiş ve bu değerleri korumak için canını verebilecek kişilerden oluşmasının olmazsa olmazı olarak herkese kabul ettirmesi. Atatürk ten sonra Milli şef döneminde uygulanan bir takım politikalar bahane edilerek, halkımızın büyük bir bölümü cumhuriyetten nefret eder hale getirilmiştir. Cumhuriyeti benimsemeyen kişiler, etkin kademelerde görev alırlarsa, kendilerini de satarlar, devletide satarlar.

Okyanus ötesinde ki şeytanın 1970 li yıllardan sonra popüler olmasını kim sağlamıştır. İzmirin Kiraz ilçesinde 1978 yılında ki Cami vaazını kim videoya kaydetmiştir. 1980 ihtilalinden sonra ülkemizde yükselme içerisine giren PKK ya ve Hizmet Grubuna kimler neden destek olmuştur. 80 ihtilalinde cemaatlerin mal varlıklarına neden el konulmamıştır. Öyle veya böyle 80 sonrası sivil hükümetler, bu şeytan müsvettesi ile ne işbirliği yapmıştır. Devletin bu cemaatten bu güne kadar ne menfeati olmuştur.  AKP iktidarıyla birlikte ülkücü bürokrasiyi adeta ezerek, cemeat adamlarına en üst düzey görevler verilirken nasıl bir fayda beklenmiştir. Daha önce bürokside ki en son adamı bile ele geçirerek mücadeleye devam edeceğiz diyen bu şeytanden hiç kimse neden şüphe duymamıştır. Devlet eliye bu güne kadar, bu haine ne kadar kaynak aktarılmıştır. Bütün bunların araştırılması ve millete anlatılmasını Sayın Başbakanımızdan bekliyoruz. Bu tip hain yapılanmları başka türlü engelleyemeyiz. Çok üzüntü duyduğum hadise ise, benim gibi sıradan bir vatandaş, bu adamın hain sahtekar olduğunu anlayıp mücadele ettiği halde, başka kişiler neden anlayamamışlardır. Herkes şapkasını çıkarsın traşına baksın. Yeter gayri.