17. 12. 2018

Doyduğum değil, doğduğum şehir

Yazdır

Bir devir açıp bir devir kapatan… Eski çağlardan günümüze Erzincan, medeniyetler arasında uzanmış bir köprüdür … Erzincan’a yakın birçok yerde, eski medeniyetlere ait eserler çıkarılmasına karşın  "Köprülerin altından çok sular aktı" atasözü misali çok büyük depremlerin yanı sıra coğrafi özellikleri, iklimi Erzincan’ın gerçek tarihini yansıtan çok eski zamanlara ait eserlere, henüz ulaşılamadığı veya araştırılmadığı kanısındayım.

Sekiz yıldır yaptığım araştırmalar, bu alanda okuduğum yüzlerce eser, Erzincan’ın bulunduğu bölgenin yaklaşık olarak milattan önce 12000 yılından beri aralıksız olmasa da yaşamın sürdüğü avcılık ile bütünleşen doğal hayat merkezi olduğuna kesin gözü ile bakıyorum. Erzincanlı yıllar içerisinde dünyanın dört bir tarafına göç ederken bir yandan da diğer bölgelerden göç aldığını kanıtlıyor. Bu göçler hangi nedenle yapıldığından öte bir anlamda geçmişe ışık tutan her değerin taşınmasına, geçmişe ait anıların unutulmasına veya farklı anlatılmasına hatta yerleşim yerlerinin tamamen kaybolmasına neden olmuştur. Tarih çağları, yazının icadı ile başlasa da Erzincan, güneşin üzerine doğduğu topraklar misali tarih öncesi karanlık çağları dahi aydınlatacak bir şehirdir. Erzincan’ın tarih öncesi çağlara ait en önemli kanıtı, Erzincanlının genetiğine işlemiş, Erzincan ile özdeşleşen, Erzincan tarihi denildiğinde akla ilk gelen bakır sanatıdır.

Eski taş devrinin sonlarına doğru insanların ilk buldukları ve kullandıkları maden bakırdır. Geçmişten günümüze en eski yazılı kaynaklarda dahi rastladığımız bakır madenini kullanan hatta ticaretini yapan Erzincanlılardır. Bu derece mükemmel bakır işçiliği için taş devri ile bağlantılı olarak  asırlar boyunca gelen tarihi motifleri barındıran bakır sanatı aslında Erzincan’ın en eski tarihi, milli tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Tarih öncesi devirleri düşünüldüğünde akla ilk gelen Taş-Bakır Çağı ile bir çağ açıp bir çağ kapatan Erzincan, bereketli toprakları ve su kaynakları ile insanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden olma ihtimali de çok yüksektir. Dünya’nın coğrafi işaret almış ilk ve tek patentli endemik üzümü olan Cimin üzümü ile Erzincan, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir.

Abrenk Kilisesi ve Dikili Taşlar, Kemah Kalesi, Mamahatun Kervansarayı, Terzi Baba Türbesi, Mamahatun Türbesi, Sultan Melik Türbesi, Kemah Gülabibey Camii, Refahiye Merkez Camii, halen arkeolojik kazıları sürdürülmekte olan Altıntepe dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış Erzincan, eski bir yerleşim yeri olduğu gibi çok önemli tarihi yerleri keşfedilmeyi bekliyor…

Tarihi yerlerden bir diğeri ise Refahiye, milattan önce 11000 yıl önce yaşanılan bir yerleşim merkezi, eski taş devri zamanına kadar uzanan Refahiye bölgesidir.
Doyduğum değil doğduğum şehir Refahiye’den bahsediyorum. Refahiye ile ilgili anlatılan tarihi olayların çoğunu araştırmama rağmen yazılı olarak bulamadığımız birçok tarihi notlar ile karşı karşıyayız. Köroğlu Mağarası, kapsamlı bilimsel araştırma yapılmadan, eski zamanlara ait çok değerli tarihi eserlerin çıkarıldığı iddia edilmesi ve anlatılanların büyük yankı bulması ile asırlardır akın akın mağaraya define bulmak için girilmesi ve tahrip edilmesi gün yüzüne çıkarılacak çoğu tarihi kanıtın yok olmasına neden olmuştur.

Tarih öncesi çağlara kadar dayanan çok eski yerleşim yerlerinden Anadolu bölgesinde yer alan Refahiye tarihi değerlendirildiğinde en eski medeniyetlere kadar uzandığına dair kalıntılar kesindir.  Kutlu Tepe Kalıntıları, Kutsal Kaya - Roma Antreposu, Kadıköy Kilisesi, Bal Kaya, Refahiye Merkez Camii için yazılan Refahiye odaklı internet sitelerinde dahi bir cümle ile anlatılması bu kalıntılara gömülen tarihin ne kadar büyük olduğunu anlatıyor. Özellikle resmi kurumların tarihimizin araştırılması ve yazılı kaynaklarla yaygınlaştırmasını temenni ediyoruz.  

Açıkça ifade edebilirim ki doyduğum değil, doğduğum yer Refahiye, Camiişerif Mahallesi, Refahiye Merkez Camii arkasında bulunan Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, dedem Ali Gürler’in konağı, benim doğup büyüdüğüm ve unutamayacağım buram buram tarih kokan kadim topraklardır.

 

 

Doyduğum değil, doğduğum şehir

 

Bir devir açıp bir devir kapatan… Eski çağlardan günümüze Erzincan, medeniyetler arasında uzanmış bir köprüdür … Erzincan’a yakın birçok yerde, eski medeniyetlere ait eserler çıkarılmasına karşın "Köprülerin altından çok sular aktı" atasözü misali çok büyük depremlerin yanı sıra coğrafi özellikleri, iklimi Erzincan’ın gerçek tarihini yansıtan çok eski zamanlara ait eserlere, henüz ulaşılamadığı veya araştırılmadığı kanısındayım.

 

Sekiz yıldır yaptığım araştırmalar, bu alanda okuduğum yüzlerce eser, Erzincan’ın bulunduğu bölgenin yaklaşık olarak milattan önce 12000 yılından beri aralıksız olmasa da yaşamın sürdüğü avcılık ile bütünleşen doğal hayat merkezi olduğuna kesin gözü ile bakıyorum. Erzincanlı yıllar içerisinde dünyanın dört bir tarafına göç ederken bir yandan da diğer bölgelerden göç aldığını kanıtlıyor. Bu göçler hangi nedenle yapıldığından öte bir anlamda geçmişe ışık tutan her değerin taşınmasına, geçmişe ait anıların unutulmasına veya farklı anlatılmasına hatta yerleşim yerlerinin tamamen kaybolmasına neden olmuştur. Tarih çağları, yazının icadı ile başlasa da Erzincan, güneşin üzerine doğduğu topraklar misali tarih öncesi karanlık çağları dahi aydınlatacak bir şehirdir. Erzincan’ın tarih öncesi çağlara ait en önemli kanıtı, Erzincanlının genetiğine işlemiş, Erzincan ile özdeşleşen, Erzincan tarihi denildiğinde akla ilk gelen bakır sanatıdır.

 

Eski taş devrinin sonlarına doğru insanların ilk buldukları ve kullandıkları maden bakırdır. Geçmişten günümüze en eski yazılı kaynaklarda dahi rastladığımız bakır madenini kullanan hatta ticaretini yapan Erzincanlılardır. Bu derece mükemmel bakır işçiliği için taş devri ile bağlantılı olarak asırlar boyunca gelen tarihi motifleri barındıran bakır sanatı aslında Erzincan’ın en eski tarihi, milli tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Tarih öncesi devirleri düşünüldüğünde akla ilk gelen Taş-Bakır Çağı ile bir çağ açıp bir çağ kapatan Erzincan, bereketli toprakları ve su kaynakları ile insanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden olma ihtimali de çok yüksektir. Dünya’nın coğrafi işaret almış ilk ve tek patentli endemik üzümü olan Cimin üzümü ile Erzincan, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir.

 

Abrenk Kilisesi ve Dikili Taşlar, Kemah Kalesi, Mamahatun Kervansarayı, Terzi Baba Türbesi, Mamahatun Türbesi, Sultan Melik Türbesi, Kemah Gülabibey Camii, Refahiye Merkez Camii, halen arkeolojik kazıları sürdürülmekte olan Altıntepe dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış Erzincan, eski bir yerleşim yeri olduğu gibi çok önemli tarihi yerleri keşfedilmeyi bekliyor…

 

Tarihi yerlerden bir diğeri ise Refahiye, milattan önce 11000 yıl önce yaşanılan bir yerleşim merkezi, eski taş devri zamanına kadar uzanan Refahiye bölgesidir.

Doyduğum değil doğduğum şehir Refahiye’den bahsediyorum. Refahiye ile ilgili anlatılan tarihi olayların çoğunu araştırmama rağmen yazılı olarak bulamadığımız birçok tarihi notlar ile karşı karşıyayız. Köroğlu Mağarası, kapsamlı bilimsel araştırma yapılmadan, eski zamanlara ait çok değerli tarihi eserlerin çıkarıldığı iddia edilmesi ve anlatılanların büyük yankı bulması ile asırlardır akın akın mağaraya define bulmak için girilmesi ve tahrip edilmesi gün yüzüne çıkarılacak çoğu tarihi kanıtın yok olmasına neden olmuştur.

 

Tarih öncesi çağlara kadar dayanan çok eski yerleşim yerlerinden Anadolu bölgesinde yer alan Refahiye tarihi değerlendirildiğinde en eski medeniyetlere kadar uzandığına dair kalıntılar kesindir. Kutlu Tepe Kalıntıları, Kutsal Kaya - Roma Antreposu, Kadıköy Kilisesi, Bal Kaya, Refahiye Merkez Camii için yazılan Refahiye odaklı internet sitelerinde dahi bir cümle ile anlatılması bu kalıntılara gömülen tarihin ne kadar büyük olduğunu anlatıyor. Özellikle resmi kurumların tarihimizin araştırılması ve yazılı kaynaklarla yaygınlaştırmasını temenni ediyoruz.

 

Açıkça ifade edebilirim ki doyduğum değil, doğduğum yer Refahiye, Camiişerif Mahallesi, Refahiye Merkez Camii arkasında bulunan Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, dedem Ali Gürler’in konağı, benim doğup büyüdüğüm ve unutamayacağım buram buram tarih kokan kadim topraklardır.