07. 12. 2019

Erzincan'ın saklı gizemi

Yazdır

Sanatçıların Erzincan tutkusu türkülere yansıdı. Dağına, taşına, doğasına romanlar yazılıp ağıtlar yakıldı. Erzincan topraklarının bu esarengiz gizemini bugüne kadar kimse çözemedi...

Türk Halk Müzgi repertuarında bulunan on binlerce türkünün yüzde 50’ye yakını Erzincan çoğrafyasından çıktı. Aşıklar, ozanlar, şairler günümüze kadar binlerce güfte
yazdı. Bu eserlerde içinde Erzincan kelimesi geçen türküler ya acıyı ya hasreti ya depremi ya da yoksulluğu çağrıştırdı.

Türkiye’de üzerine en çok romanlar yazılan tek il yine Erzincan oldu. Dağı taşı, çetin çoğrafyası, köprüsü ve Fırat’ı yazarlara ilham verdi. Erzincan’da görev yapan valiler ise sanki o toprağın çocuklarıymış gibi çalıştı. Kiminin çalışmaları televizyonlarda reyting rekorları kıran dizi bile oldu.

Milli  kimliğinizemi sahip olmak istiyorsunuz; farklı olmak, bilinmek onurlu  ve başı dik mi kalmak istiyorsunuz? Türkü dinleyin ve söyleyin. Çünkü milli kültürümüzün ana unsurlarından  biri musikimizdir ve musikimizin kalbi de türkülerdir.

Etrafı dağlık ortası bağlık
Erzincan pek çok zaman “Etrafı dağlık, ortası bağlık” bir yer olarak tarif edilmiştir. Erzincan’ı bilenler, bu yöreden geçenler, bu tarifin ne kadar gerçeğe yakın olduğunu mutlaka görmüşlerdir. Coğrafi yapısı düşünüldüğünde bu tabir tam Erzincan’ göre. Erzincan sadece il merkezi olan şehirden ibaret değildir. İlçeleri ile bir bütün olarak düşünüldüğünde, hem coğrafi yapılarıyla hem de sosyal ve ekonomik  yapılarıyla birbirinden farklıdırlar. Bu farklılıklar yörenin folklorüne de yahsımıştır. Bunu Erzincan türkülerinde görmek mümkündür.

Lambalı radyolar dinlendi
13 Şubat 1918  tarihinde sona eren düşman işgalinden sonraki günlerde Erzincan normal hayata dönünce, gramofon denilen alet Erzincan’da görülmeye başlanmış. O zamanın sanatçılarının plaklarının dinleyen gençler, sanatçı olmaya , plak doldurmaya heveslenmişler.  O dönemde sesi güzel olanlar daha çok hafız olmaya teşvik edilmişler. Herkesin tanıdığı Hafız Şerif ve Sılbıslı Salih’de hafız olarak yetişen sanatçılardan. 1938’de Uzun Dalga Ankara Radyosu’nun yayına başlamısya Erzincan’da da radyo yayınları dinlenmeye başlar. Şimdilerde anılarda kalan ve tarihi eser olarak kalan kocaman kasalı lambalı radyo acılıları giderek çoğalır ve insaları etrafında toplamaya başlar.

Aşıklar yetiştirdi
Erzincan’daki kahvehanelerdeki radyolarda Erzincanlı sanatçıların çalan plaklarını dinleyen gençler, sanatçı ağabeylerinin izinden gitmek isteyen gençler, düğünlerde, derneklerde ve çeşitli eğlencelerde kendilerini göstermek için fırsat kollarlardı. Türk Halk Müziği’nin sevilip yayılmasında  etkili olan isimlerin başında halk ozanları Aşık Davut Sulari ve Aşık İsmail Daimi gelmektedir. Davut Sulari’nin ağabeyi Haydar Ağbaba ve küçük kardeşi Müslüm Ağbaba da çalıp söyleyen sanatçılardan.
Sulari ve Daimi kendine has üsluplarıyla hem çalıp söylemiş, hem de onlarca genç halk ozanına öğretmenlik ve ustalık yapmışlarıdır. Aşıklık geleneği ile işe başlayan, sonradan TRT’nin usta sanatçılarından birisi olan Ali Ekber Çicek’te gençlik yıllarında Erzincan’ın müzik hayatına katkıda bulunan bir başka isim. Erzincan’a gelenleri karşılayan dağlar, yemyeşil bağlar ve bahçeler, Erzincan’ın çilesinin, kederini ve yasını tarihe mal olmuş türkülerle sanki gizliden gizliye ifade eder gibidir.

Duygulu insanlardır
Türküye konu olan olaylar, sadece bir kaç kişiyi ilgilendiren basit olaylar olabileceği gibi, bütün milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikte de olabilir. Akş, sevda, gurbet ve ayrılık gibi duygular, seferberlik, tabii afetler ve sosyal olaylarda türkülerin doğuş şartlarını hazırlayan sebeplerin başında gelir. Türküleri önceleri kişiler yaratır. Türküyü ilk defa sözleriyle ve ezgisiyle söyleyen kişi, ağzı laf yapan, bir ehli dil  ya da halk aşığı olabileceği gibi; bir delikanlı ya da genç bir kız da olabilir. Adı, yaşı cinsiyeti ne olursa olsun, türküyü ilk söyleyen bu kişi mutlaka duygulu bir insandır. Türküye konu olan olayı bizzat yaşamasa bile, bu olayı en ince ayrıntılarına kadar öğrenir, olayla ilgili duyguları en ince noktasına kadar gönlünde duyar.

Türküler halkın ortak malı
Türküler halkın ortaklaşa malı, sevilmiş, beğenilmiş ve dilden dile dolaşan kültür ürünleri olduklarına göre, giderek geniş coğrafi alanlara yayılmaları doğaldır. Eğer türkü sosyal temelde, yüklü bir duyguya, kuvvetli bir müziğe dayanıyorsa sevilme, yayılma ve uzun yıllar yaşama şansı daha fazladır.Türküler toplum içerisinde yayılarak yaşarken, topluma yeni katılan unsurlar da zamanla türkülere girerler.