Bak görüyor musun yine kör oldu akşamlar
Erzincan yalnızlığı giydi
Bir kediyi araba çiğnedi
Bir köpek açlıktan öldü.
Elimde kaldı çekirdek paketleri...
Geç kaldım yine
Eridi külahlı dondurmalar
Nereye gitti bu çocuklar...
Uyumuş mudur sence çocuklar
Bir evin kapısını çalsam çok mu ayıp olur
Çekirdenleri uzatsam...
Bir de gazete kağıdına yalnızlığımı
sarıp sunsam
Erimiş dondurmayayı arkama saklayıp utansam
Kapı yüzüme kapanır mı?
Deli mi ne derler mi sence...
Ne zaman gün Erzincan terminalinden otobüse binse...
Benim mendilim sırılsıklam olur
Güneşe bakarım güneşe yalvarırım
Bari mendili kurut da öyle git diye
Kızıl ışık Ergan’la öpüşür...
Benim sol yanım daralır en sol yanım çok acır...
Bizim de köydeki evimizin bacası tütseydi
Camları açılsayı her sabah
Dumanlı’dan gelen kuşlar tüllerine konsaydı
Harman yerimiz olsaydı.
Düvene binseydim
Üstüm başım ekin koksaydı...
Ne olurdu...
Traşlı olmasaydı yanağımız
Cizlavet ayakkabılar ayağımı kavursaydı
Tarladan yorgun argın gelseydik.
Klimamız gecenin serinliği olsaydı.
Biz damda yıldızlarla konuşarak yatsaydık
Arada sırada köyümüzden İliç’e inseydik.
Akşam çarşı ekmeğiyle dönseydik
Üzerimiz şehir koksaydı...
Havamız olsaydı...
Tabakadan tütün dökseydim ince kağıda...
Dudaklarımla ıslatıp sarsaydım
Benzinli çakmağımla yaksaydım.
Otlukbeli’yi içime çekseydim.
Öksürmeseydim
Güneş uyanmadan biz uyansaydık
Çayırlı’nın bereketli topraklarına yol alsaydık
Traktörümüzün plakasında 24 Tercanlı
yazsaydı.
Ne olurdu...
Mezarlıklarda şehitlerimiz çok olmasaydı..
Kemaliye’nin Başbağları yakılmasaydı.
Yüreğimize taş basmasaydık Taş Yolu’nda.
Gözpınarlarımız kurusaydı.
Fırat gibi ağlamasaydık.
Kemah’ta otursaydık
Issız dağlara bakıp ana baba yolu bekleseydik
Onlar gelseydi ellerini öpseydik
Elleri nasırlı annemi sarsaydık kollarımla
“Üzüm gözlerin niye kurudu anne” deseydim.
Annem gelin geldiği Üzümlü’yü anlatsaydı.
Otun ateşinde fokurdaysaydı çaydanlığımız
Çayımızı kırma şekerle kant içseydik
Gurbete gidenleri yolcu ederken
Köy meydanına toplanıp ağlaşsaydık
Ne olurdu..
Bizi niye kovdun Erzincan
Bizde sana sığsaydık
Cumhuriyet Caddesi’nde yürüseydik
Hanzarlı kahvehanede mola verseydik...
Acıların tazelendiği sohbetleri can kulağıyla
dinleseydik.
Erzincan’ı bilseydik Erzincan’ı öğrenseydik...
Katıksız yoksul soframıza Bismillah ile otursaydık
Ekmeği kesmeden elimizle bölseydik
Aynı tencereye kaşıklar sallasaydık
Çocuklar doysun diye biz az yeseydik
Ne olurdu?
Sen her ne kadar savursanda gurbet ellere bizi
Bilki yine de cansın sen içimizde
Bazen zamansız düşüyorsun aklıma
Elim ayağım dolaşıyor.
Bir sigara tutuşturuyorum titreyen dudaklarıma
çakmağımın benzini bitiyor..
Ben de kibrit çöpünü kibrit kutusuna sürtüp
öldürüyorum
Sanki Refahiye’yi yaktıp diye ürküyorum.
Bu kalem bir gün biterse
Ve de bu yürek durursa...
Gece karanlığında Erzincan’a götürün beni
Önce suyuyla yıkayın bedenimi, sonra toprağını örtün üstüme üşümeyeyim...
Haydi eyvallah ben gidiyorum
Neden bu yazı demeyin
Kimseyede hesap mesap vermiyorum
Bana baklayı ağzından çıkar dediler ben
sakızı çıkardım.
Ser verip sır vermedim görüyor musun
yine Erzincan